Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, başkent Ankara’nın su yönetimi krizine dair önemli açıklamalarda bulundu. Vatandaşlık odaklı hizmetlerin siyaset üstü tutulması gerektiğini vurgulayan Ağıralioğlu, Ankara’nın iklim değişikliği eylem planlarını doğru tanımladığını ancak asıl sorunun uygulama, izleme ve güncelleme noktalarında yaşandığını ifade etti.
"Bu Tercih Siyasi Bir Zorunluluk Mu, Yoksa Planlama Eksikliği Mi?"
Ağıralioğlu, merkezi hükümete yönelik sorularını sert bir dille sıraladı: “Nüfus yoğunluğunu ve sanayiyi belli şehirlere sıkıştırarak, havza bazlı su bütçesi yapılmadan, iklim senaryoları arz-talep projeksiyonlarına entegre edilmeden suyu nasıl yöneteceğinizi söyleyebiliyorsunuz?” diye soran Ağıralioğlu, “Ankara neden yüksek maliyetli, uzun mesafeli ve kırılgan su kaynaklarına mahkûm edildi? Bu tercih siyaseten bir zorunluluk mu, yoksa planlama eksikliği mi?” ifadelerini kullandı.
Belediyeye Sordu: "Risk Bilinirken Neden Sonuç Üretilmiyor?"
Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne de seslenen Ağıralioğlu, 2053 Master Planı’nda 2029’dan itibaren ilave su ihtiyacının açıkça belirtilmesine rağmen, şebeke kayıp-kaçak oranlarının hâlâ %35-40 seviyelerinde olmasını eleştirdi. “Risk bilinirken neden sonuç üretilmiyor?” sorusunu yönelten Ağıralioğlu, bilim insanlarının Ankara Çayı’na 500 yıllık debi geldiğini tespit ettiğini hatırlattı. Aynı kentte su kıtlığı ve taşkının aynı anda yaşanmasının sadece iklim krizi değil, aynı zamanda bir “yönetim ve planlama krizi” olduğunun altını çizdi.
Ankara, Türkiye’nin Su Yönetimi Tablosunun Özeti
Ağıralioğlu, Ankara’daki durumun Türkiye genelindeki su yönetimi sorunlarının bir yansıması olduğunu belirtti. Barajlardaki su seviyelerinin bakteri üretecek kadar düştüğüne, bazı barajların %3-10 seviyelerine gerilediğine dair yaptıkları uyarıları hatırlatan Ağıralioğlu, “Sorunu sadece belediyelere yıkan bir hükûmet de, hükûmeti gerekçe göstererek mazeret üreten yerel yönetimler de bu tablonun ne yazık ki bir parçası oldu” değerlendirmesinde bulundu.
"İktidarda Olsak Ne Yapardık?"
Peki, Anahtar Parti iktidarda olsaydı ne yapacaktı? Ağıralioğlu, merkezi ve yerel düzeyde hayata geçirecekleri acil eylem planını şu maddelerle özetledi:
- Merkezi Düzeyde: Mikro bölgeleme ile planlama, nüfus dağılımının dengelenmesi, havza bazlı su bütçesi, DSİ'nin siyasî etkiden arındırılması, su yatırımlarının iklim senaryolarına göre şekillendirilmesi ve kayıp-kaçak oranlarının azaltılmasının tüm belediyeler için bağlayıcı bir hedef haline getirilmesi.
- Yerel Yönetimlerde: Mazeret değil, sorumluluk odaklı yaklaşım. Plansız büyümenin önüne geçilmesi ve kentlerin taşıma kapasitesinin dikkate alınması.
- Ankara Özelinde: Gerede sisteminin yeniden değerlendirilmesi, kayıp-kaçak oranlarının 5 yıl içinde %20'nin altına indirilmesi, yağmur suyu ve gri su kullanımının zorunlu hale getirilmesi, Kızılırmak suyunda ileri arıtma standartlarına ulaşılması ve ASKİ’de dijital veri altyapısının güçlendirilmesi.
"Başkent, Çözümü İlk Uygulayan Şehir Olmalıdır"
Ağıralioğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Çünkü başkent olmak, krizi ilk yaşayan şehir olmak değildir; çözümü ilk uygulayan şehir olmaktır. Ankara başkenttir. Suyu mazeretle değil, bilimle ve planla yöneten örnek bir şehir olmak zorundadır.”
Kritik Uyarı: Kuraklık ve Taşkın Aynı Anda Geliyor
Ağıralioğlu’nun açıklamaları, bilimsel verilerle destekleniyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin Türkiye'deki en belirgin etkilerinden birinin, aynı bölgede kuraklık ve ani taşkın risklerinin artması olduğunu vurguluyor. Ankara özelinde yaşananlar, bu ikili tehdidin şehir planlaması ve su yönetimiyle doğrudan ilişkili olduğunu gözler önüne seriyor.






Yorumlar
Yorum Yap